yaşamın içinde ne varsa
• 8/5/2008 - Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi
Yaşama Anlam Ve Boyut Katan İki Şeyin Önemi
İki şey 'Kalitesiz İnsan' ın özelliğidir : 1- Şikayetçilik 2- Dedikodu İki şey çözümsüz görünen problemleri bile çözer : 1- Bakış açısını değiştirmek 2- Karşındakinin yerine kendini koyabilmek
İki şey yanlış yapmanı engeller : 1 - Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek 2- Hak yememek İki şey kişiyi gözden düşürür : 1- Demagoji (Laf kalabalığı) 2- Kendini ağıra satmak (övmek, vazgeçilmez göstermek)
İki şey insanı 'Nitelikli İnsan' yapar : 1- İradeye Hakim Olmak 2- Uyumlu Olmak
İki şey 'Ekstra Değer' katar : 1- Hitabet ve diksiyon eğitimi almak 2- Anlayarak hızlı okumayı öğrenmek
İki şey geri bırakır : 1- Kararsızlık 2- Cesaretsizlik
İki şey kaşif yapar : 1- Nitelikli çevre 2- Biraz delilik
İki şey ömür boyu boşa kürek çekmemeni sağlar :
1- Baskın yeteneği bulmak 2- Sevdiğin işi yapmak
İki şey başarının sırrıdır : 1- Ustalardan ustalığı öğrenmek 2- Kendini güncellemek
İki şey başarıyı mutlulukla beraber yakalamanın sırrıdır : 1- Niyetin saf olması 2- Ruhsal farkındalık
İki şey milyonlarca insandan ayırır : 1- Sorunun değil, çözümün parçası olmak 2- Hayata ve her şeye yeni (özgün, orijinal, farklı) bakış
açısıyla yaklaşabilmek
İki şey gelişmeyi engeller : 1- Aşırılık (mübağala, abartı, ifrat, tefrit) 2- Felakete odaklanmış olmak
İki şey çözüm getirir : 1- Tebessüm (gülümseme) 2- Sükut (susmak)
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/5/2008 - önyargı
İnsan İlişkilerinde Bir Zehir:Önyargı
1)Özürlü 8 çocuğu olan ve frengi hastası hamile bir kadına rastlasaydınız,ona kürtaj olmasını tavsiye eder miydiniz?
Bu sorunun yanıtını vermeden önce aşağıdaki soruyu okuyun.Şimdi bir dünya lideri seçme zamanı ve sizin oyunuz da sonucu etkileyecek.
2)İşte 3 aday hakkındaki gerçekler:
1. aday: Sahtekar siyasetçilerle işbirliği içinde ve falcılara danışıyor. İki metresi olmuş. Paket paket sigara ve günde 8 ile 10 bardak martini içiyor.
2. aday: İki kere işten atılmış, öğlene kadar uyuyor. Üniversitedeyken uyuşturucu kullanmış ve her gece 1 litre viski içiyor.
3. aday: Madalya almış bir savaş kahramanı. Vejetaryen, sigara içmiyor.Nadiren bira içiyor ve evlilik dışı hiçbir ilişkisi olmamış.
Tercihiniz bu adaylardan hangisi olurdu?
Önce karar verin.Kopya çekmek yok. Daha sonra aşağıdaki yanıta bakın!............................................
1) 1. aday: Franklin D. Roosevelt
2. aday: Winston Churchill
3. aday: Adolf Hitler
2)Ve bu arada... Kürtaj sorusuna eğer evet dediyseniz, BEETHOVEN'I ÖLDÜRDÜNÜZ!!!!!!!!!!!!!!
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 1/5/2008 - yaratılış efsanesine farklı bir bakış
• 30/4/2008 - Muhammet Ali
Subject: Muhammet Ali
Chicago'da üretilen Schwinn bisikletleri, her çocuğun rüyasını süslerdi. 1895 yılında, bir Alman göçmen olan Ignaz Schwinn tarafından üretilen bisikletlerin çoğu da çocukların hayallerinde kalırdı. Son derece pahalı olan bu bisikletleri yoksul ailelerin oturduğu semtlerin sokaklarında görmek olanaksızdı. 1942 yılının 17 Ocak günü, tabelacı Marsellus' un bir oğlu gelir dünyaya... Çocuğa " Cassius" adı koyulur. Marsellus kılı kırk yararak kazanmaktadır geçim parasını. Eşi Odessa çalışmamaktadır. Çok geçmeden, Schwinn bisikletleri Cassius' un da hayal dünyasındaki tahtına oturur. Tabelacı Marsellus, 12 yaşına giren oğluna aldığı armağan ile evlerinin bulunduğu sokağa girdiğinde, o sırada sokakta oynayan çocuklar da ardına takılır. Çünkü, Cassius'un armağanı bir Schwinn bisikletidir! Kentucky'de, yoksulların yaşadığı semtte bir Schwinn bisikletinin ömrü çok olamaz. Cassius'u karakolda gözyaşları içinde görürüz!.. Bisikletinin çalındığını anlattığı polis memuru Joe Martin' e şunları söyler, hıçkırıklara boğularak: " Eğer o hırsızı yakalarsam kimse elimden alamayacak... Onu sabaha kadar kırbaçlayacağım..." Joe Martin, çocuğun hayatını değiştirecek bir teklif sunar: " Bak evlat, benim bir boks salonum var. Oraya git ve boks öğren. Hırsızı yakalayınca da kırbaçlamak yerine bir güzel pataklarsın." 1960 yılında, Roma Olimpiyatları'na katılacak ABD boks takımı seçmelerinde görürüz, 18 yaşındaki Cassius'u... Olimpiyat takımına seçilse de buna sevinemez. Çünkü, Cassius uçaktan çok ama çok korkmaktadır. Hayatının bu en önemli spor organizasyonuna katılmak istese de uçak korkusu onu nakavt eder ve takımdan çekilir. Ne var ki, onun dünyanın en iyi boksörü olacağına inanan antrenörleri sabah akşam dil dökerler kapısında. Sonunda Cassius, uçağa binmeye ikna edilir... Ama bir şartı vardır!.. Amerika Birleşik Devletleri boks takımını Roma'ya götüren uçakta tüm sporcuları koltuklarını arkaya yatırmış, kimini kitap okurken, kimini de uyurken görürüz. İçlerinde biri var ki, uçağa bindiği ilk an gibi dimdik oturmakta ve kaskatı kesilmiş bir şekilde ileriye bakmaktadır. Şartı gerçekleşen Cassius'tur elbette bu yolcunun adı. Genç boksörün sırtında uçağa binmek için ortaya sürdüğü şart, yani paraşüt takılıdır!.. Roma'dan altın madalyayla dönen Cassius, 1964 yılında hayatının en önemli maçlarından birine daha çıkar. Rakibi, Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonu Sony Liston' dur. Bu maçı da kazanan Cassius Clay , 1975 yılında Müslüman olmaya karar verir ve adını Muhammet Ali olarak değiştirir!.. Ne gariptir ki, uçaktan çok korkan, sırtına paraşüt takmadan uçağa binmeyen Muhammet Ali Clay , ringdeki halini uçan iki hayvana benzeterek şu açıklamayı yapar : "Kelebek gibi uçarım, arı gibi sokarım..." Bir Amerikan askeri olarak Vietnam'a gitmeye karşı çıkan Muhammet Ali'nin elinden unvanı alınarak hapse atıldığında yer yerinden oynar. Protestolar karşısında çaresiz kalan Amerika geri adım atmak zorunda kalır. Bu olay, Dünya Barışı adına Muhammet Ali'nin kazandığı en önemli maçtır. Ne yazık ki, onun bu tavrını Amerika'nın Irak işgali sırasında anımsayan çok azdır. Kentucky'nin bir kenar semtinden Schwinn marka o bisikleti çalan hırsız, 12 yaşındaki Cassius'a Dünya Ağırsıklet Boks Şampiyonluğu'nun yolunu açtığını elbette bilemezdi. Günümüzde yapılan hırsızlıklar, kimleri nerelere taşıyor dersiniz!?.. Zamanınızı çalmadığıma inanarak son sözü hırsızların en büyüğü Al Capone' a veriyorum: "Çocukluğumda Tanrı'ya her gece bana bir bisiklet vermesi için dua ederdim. Baktım böyle olmuyor, ben de tuttum bir bisiklet çaldım ve geceleri Tanrı'ya beni affetmesi için dua etmeye başladım!.."
netten alıntı |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2008 - -Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste
-Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste
Farkında olmayabilirsin ama %100 doğru:
1. Bu dünyada uğrunda ölebileceğin en az iki kişi vardır.
2. En azından 15 kişi öyle ya da böyle seni seviyordur.
3. Herhangi birinin senden nefret edebilmesinin tek sebebei, aslında sadece senin gibi olmak istemesidir.
4. Senden gelecek bir gülümseme bazılarına mutluluk getirebilir, o senden hoşlanmasa bile.
5. Her gece, BİRİSİ uykuya dalmadan önce seni düşünüyor.
6. Birisi için dünyalara bedelsin.
7. Çok özel ve teksin.
8. Varlığını bile bilmediğin biri seni seviyor.
9. Hayatındaki en büyük hatayı yaptığın zamanda bile, ondan hayırlı birşey çıkar.
10. Ne zaman dünya sana sırtını dönmüş gibi hissedersen, dön ve bir daha bak.
11. Her zaman aldığın iltifatları hatırla. Kaba sözlerin hepsini unut.
Eğer sevgi dolu bir arkadaşsan bunu herkese gönder, sana gönderen de dahil. Eğer geri alırsan demek ki gerçekten seviliyorsun. .
Ve hep hatırla.... Hayat sana ekşi limonlar sunarsa, sen de tekila ve tuz iste ve beni çağır!
İyi arkadaşlar yıldızlar gibidir, onları her zaman göremeyebilirsin ama orada olduklarını bilirsin.
'Bir dosttan tek bir gül ve güzel bir sözü ben onunlayken almayı, öldükten sonraki bir kamyon dolusu çiçeğe tercih ederim.' kaynak:bilinmiyor |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2008 - kadın
• 12/4/2008 - Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş...
Can Dündar yine üstatlığını konuşturmuş... > > Evlilik , inanmadığım halde içerisinde 17seneyi bitirdiğim bir kurum benim > için.. 17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son verdiği kurum ayni > zamanda da... > Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de kuruma inanmamaktan > geçiyor. > Evliliği toplumun dayattığı şekilde yasamamaktan... > Nedir bu dayatmalar? > Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması , eğitim seviyesinin erkeğin > lehine yada en azından eşit olması bunların sadece ikisi... > Olmaz,yürümez diyor toplum... > Erkek yaşça büyük olmalı ki, kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın... > Ya da yumuşatıyorlar; > Efendim kadın erkekten önce çöktüğü için (hani doğum felan) küçük >olmalıymış > yaşı... > Eğitimde de böyle.. > Kadının çok okumuşu bilmiş olurmuş,evde kalmakmış layıkı .... > EŞiM BENDEN 2 YAŞ BÜYÜK; ne "höt" dememe gerek kaldı 17 senede, ne de > benden önce çöktü... > Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, > -"Ooo Can bey kapmışsınız çıtırı "esprilerine muhatap dahi oldum. > EŞiM 3 ÜNiVERSiTE BiTiRDi; ben bi taneyi 9 senede bitirdim.. > Ne o bana bilmişlik tasladı , ne ben ona ezik baktım... > > Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır der > Halil Cibran... > > Bunu unutmadık biz. > Ben konuşurken o dinledi,ben dinlerken o konuştu 17 sene. O öfkeliyken > ben, ben öfkeliyken o "haklısın bitanem..."dedik, > Öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bi de böyle düşün" de dedik fikrimizi > savunurken. > Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi, aynı amaç için savaşan > neferlerdik bu hayatta... > Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak cüzdanımızdan gerektiği > kadar aldık.. > Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon, kim bu saatte arayan >karşı > cins diye sorgulamadık da ama... > Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve güvenin ardına > saklanmış bir "saygı" vardı daima... > Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede... > Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi sütliman yaşayacaktık... > Bir gün öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez odamın > dışında yattım bi gece, misafir odasında... > > Gece yarısı kapı açıldı eşim; > -Ne yapıyorsun burda?" diye sordu kapının eşiğinden, "uyuyorum" dedim buz >gibi > bi sesle... > Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde yastıkla... "kay yana" dedi > daracık yatakta. "ne yapıyorsun?"dediğimde "benim yerim senin yanın, sen > gelmezsen ben gelirim" dedi... > Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine kadar sürecek... > Ve bence doğrusu da bu...Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde > kavga ettik, yatak odamız hariç.. > Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin tutmadık birbirimize... > Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41 inci > çift olacaktık o listede... > Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Nede olsa bizim > oyunumuzdu, oynanan... > Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bi oyun bence... > Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne de > bizim sözlerimizle... > Sadece gönlünüzden geçtiğince ...Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun ; > > "...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: > Yaşadın mi büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün > Evrene karışırcasına.Çünkü ömür dediğimiz şey, > hayata sunulmuş bir armağandır.Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana... > > CAN DÜNDAR > > Hayat kısa gelen bir battaniye gibidir. > Yukarı çekersin ayak parmakların isyan > eder. Aşağı çekersin omuzların titrer. > Ama yine de, neşeli insanlar dizlerini karınlarına çeker, > rahat bir uyku uyumayı başarır..........
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2008 - öpücük nedir
Öpücük nedir...?
Ekonomistler der ki: ÖPÜCÜK, talebin her zaman icin arzdan fazla oldugu bir alisveristir...
Muhasebeciler der ki: ÖPÜCÜK, geri dönüsüm sagladigi icin kar orani yüksek bir tür kredidir..
Matematikciler der ki: ÖPÜCÜK, sonsuzluktur cünkü burada 2 nin boleni yoktur.
Geometriciler der ki: ÖPÜCÜK, iki dudak arasindaki en kisa mesafedir
Fizikciler der ki: ÖPÜCÜK, kalbin yogunlasmasi sonucu iki dudagin birbirine yapismasidir.
Kimyacilar der ki: ÖPÜCÜK, iki kalbin birlesmesi sonucu ortaya cikan reaksiyondur.

Anatomi profesorleri der ki: ÖPÜCÜK, ask ve heyecan tasiyan bakterilerin tükürük yoluyla agizdan agiza gecmesidir.
Fizyoloji profesorleri der ki: ÖPÜCÜK, insan vücüdundan 2 adalenin heyecanla birbirine degerek kasilmalaridir.
Disciler der ki: ÖPÜCÜK, hem bulasici hem de antiseptiktir.
Istatistikciler der ki: ÖPÜCÜK, 90-60-90 ölcülerindeki artma ya da azalmaya bagli olarak degisiklik gösterebilen bir olgudur

Filozoflar der ki: ÖPÜCÜK, cocuklar icin oyun, gencler icin zevk, yaslilar icin güvendir
Dilbilgisi ogretmenleri der ki: ÖPÜCÜK, tekil gibi görünen ama cogul olan, cins isim gibi görünen ama özel olan, ve her cümlede bir anlam ifade eden kelimedir...
Mimarlar der ki: ÖPÜCÜK, iki dinamik nesnenin arasinda saglam bir köprü olusturan degerdir.
Ve Bilgisayar Bilimcileri der ki: ÖPÜCÜK, bazen iki sistemin iletisimini hizlandiran önemli bir sistem dosyasi, bazen de bütün sisteminizi altust eden bir virüstür...

GEL YAVRUM SADECE ÖPECEMMM...
Bundan böyle sabah öpücüðünüz Ninem den...
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2008 - ATATÜRK ve ÇEK
ATATÜRK ve ÇEK > > > > > > > >Atatürk bir gün yakın çalışma arkadaşlarıyla Beyoğlu'nda yeni açılan > >Turkuvaz isimli bir lokantaya gitti. > > > >Lokantanın sahibesi, Atatürk'ü karşısında görünce hemen özel bir masa > >hazırlamaya girişti. Ama Atatürk onu engelledi, bulduğu boş bir masaya > >ilişti. Modern görünümlü insanlar keyif içinde yemek yiyor, mekânın şıklığı > >dikkat çekiyordu. > > > >Burada gördükleri çok etkilemişti Atatürk'ü... Böyle bir lokantanın > >yaşaması > >gerektiğini düşünerek kadına, 'Sizin için ne yapabilirim?' diye sordu. > > > >Kadın da böyle bir lokali geliştirmek için çok para gerektiğini ama hiç > >parası kalmadığını anlattı. > > > >Bunun üzerine, yaverinden çek karnesini istedi Mustafa Kemal ve o günler > >için hatırı sayılır miktarda bir para yazdı. Çeki kadına uzatacaktı ki tam > >bu sırada uzanan bir el, onun elini tuttu. > > > >Bu elin sahibi, genç bir doktor olan Reşid Galip'ti. Reşid Galib Atatürk'ün > >kulağına eğildi fısıldadı: > > > >- Bu parayı vermemelisiniz efendim! > > > >Şaşkınlıkla 'Neden?' diye sordu Atatürk... > > > >- Çünkü bu para amaca uygun harcanmış olmaz! > > > > > > > >'Allah, Allah...' diye söylendi Türkiye Cumhuriyeti' nin kurucusu ve > >çıkıştı: > > > > > > > > > >- Benim param değil mi, nereye istersem oraya harcarım! > > > >Genç doktor kibarca direndi: > > > >- Hayır efendim, sizin paranız değil. Milletin parası... Size, sadece > >emanet > >o para! > > > >Atatürk genç doktorun gözlerinin içine bakarak önce çeki yırttı, sonra da > >oturduğu yerden kalkarak mekândan ayrıldı, Ankara'ya döndü. > > > >Birkaç gün sonra İstanbul'da kalan Reşid Galib'e bir telefon geldi. > >Karşıdaki ses, 'Maarif Vekilliği'ne atandığını' (Milli Eğitim Bakanı) > >müjdeliyordu. > > > >*** > >Bu anıyı Bütün Dünya Dergisi'nin son sayısında okudum. İlk olarak 1947'nin > >Kasım ayında Millet Dergisi'nde yayınlanmış. > > > >Daha önce hiç duymadığım bu öykü, Atatürk'ün ne kadar önemli bir devlet > >adamı olduğunu bir kez daha kanıtlıyor. Genç doktorun kendisine verdiği > >dersi unutamamış, kızmak bir yana; onu Türk gençliğinin eğitiminden sorumlu > >bir makama atamış. > > > >*** > >Büyük önderi, hayata veda edişinin 69'uncu yıldönümünde saygıyla ve > >sevgiyle > >anıyoruz... > > > >Ama o gün onun elini tutan genç doktoru da aynı sevgi ve saygıyla anmak > >istiyorum... > > > >Keşke bugün de 'devlet Adamları'nın yanında birer Reşid Galib olsa... Ve > >onlar da trilyonlarca parayı; gözlerini kırpmadan restorasyona, arabalara, > >şatafata harcayabilen bu insanların ellerini tutup, engel olabilse... > > > >Oysa ne bugünkü devlet adamları Atatürk kadar olgun, ne de bugünün > >aydınları > >Reşid Galib kadar cesur... kaynak:bilinmiyor |
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 12/4/2008 - dünyanın görmek istediğiniz yeri
|